Organik Ürünler

0
346

Kendi türüm olsa bile, hiç taraf tutmadan söylemem gerekiyor ki; dünyamız şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı bir türün işgali altında. Ekosistemimiz, özellikle son 30 yıldır çok hızlı bir yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Milenyum Ekosistem ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın  da son yıllarda ki raporlarından takip ettiğimiz üzere, insanoğlu tehlikeli bir şekilde kaynaklarını tüketmeye devam ediyor. Biz insan türünün, ekosisteme verdiğimiz zararı, hazırlanan raporlara bakmadan da hissediyoruzdur. Aramızda hala hissedemeyenler varsa, onları da ‘farklı bir tür’ olarak kenara bırakıyorum 🙂 Durum böyle olunca da organik tarım daha da değer kazanıyor.

Çok sevdiğim bir söz vardır. “Doğa ayna gibidir; ona gülerseniz güler, kızarsanız kızar.” İnsan yaşamı ve doğal yaşam arasında, her bir halkanın özenle korunması gereken bir denge zinciri vardır. Bizler maalesef bu dengenin önemini fark etmeyerek, kendimize göre bir sistem oluşturmaya kalktık. Bütün ihtiyaçlarımızı doğadan karşıladığımızın farkında olarak, artan nüfusu bahane gösterip, daha fazla verim almak adına, suni ve sentetik yollara başvurduk. Halbu ki, diğer taraftan baktığımızda da her yıl 1,3 milyar ton gıdayı çöpe attık. Ve bu çöpe attığımız miktar, yetersiz beslenen 800 milyondan fazla insanın ihtiyacı olanın, 4 katı demekti. Açıkçası ne yaptığını bilmeyen bir türün parçası olmak, değişik bir duygu 🙂

Yazının bundan sonrası, organik tarım ile ilgili geçmişten bugüne detaylar içeriyor. Eğer diyorsanız ki “benim detaya ihtiyacım yok, alışveriş yapabileceğim bir yerler öner bana” o zaman şu linkten o bilgiye hemen ulaşabilirsiniz: https://www.sosyalmedyakampusu.com/organik-urunlerin-sosyal-medyadaki-yukselisi/

Konvansiyonel tarımın artması sonucu, dünyamızın ekolojik dengesi de zarar görmeye başladı. En büyük zararı da suni gübereler verdi. Üstelik bu zarar sadece bitkileri değil, bitkileri kullanan canlıları ve bolca tüketen biz insanları da etkiledi. Düşünün ki; zehir toprakta birikiyor ve sular aracılığı ile tüm dünyaya yayılıyor…  ve biz de buna zirai ilaçlama diyoruz.

Ne zaman taprakla ilgili bir konu geçse, Aşık Veysel’in şu türküsü dilime dolanır: …Koyun verdi kuzu verdi süt verdi / Yemek verdi ekmek verdi et verdi / Kazma ile döğmeyince kıt verdi / Benim sâdık yârim kara topraktır… Ne de güzel anlatmış, insanoğlunun gerçek dostunun kim olduğunu. Her şeye rağmen bizler yine de şanslıyız ki, kendi türümüz içerisinde, bunun farkında olan güzel insanlar da var. Doğal dengeyi muhafaza etmekten başka yolumuzun olmadığını, dünyamızın ekosistemini bozmanın kendi ipimizi çekmek olduğunu anlayan, yüzünü doğaya dönmüş, doğaya sarılmış insanlar var aramızda.

Doğaya sarılmış demişken, araya parentez açıp; henüz bizde pek bilinmesede, yurtdışında her geçen gün büyüyen bir akım olan Ekoseksüellerden, bahsetmeden geçersem içim de kalır 🙂 Ekoseksüeller sadece doğayı korumakla kalmıyorlar. Onlar, ağaç kucaklayan, toprağı okşayan, çiçeklerle ‘dirty talk’ yapan kimseler 🙂 İlgilisine; Avustralya,  Melbourne’de Kraliyet Botanik Bahçesinde, ekoseksüelliğinizi ifşa edebileceğiniz bir mekanın da var olduğu bilgisini verip parantezi kapatıyorum 🙂

Bitkisel ve hayvansal üretimin içiçe olduğu organik tarım, özellikle gelişmiş ülkelerde tüketicilerin kendi sağlıklarını ve çevreyi korumaya verdikleri önemin bir sonucu sonucu olarak, her geçen yıl büyümektedir. Günümüzde, hemen hemen dünyada ki tüm ülkelerde ekolojik tarım yapılmaktadır. Hatta kendi ülkelerinde organik ürün pazarı bulamayan ülkeler bile, Avrupa’da yetişmeyen ve talep gören organik ürünleri üretmeye ve ihraç etmeye başlamışlardır. Gelinen noktada, artık organik denildiğin de sadece yiyecek aklımıza gelmiyor, organik tekstil, organik temizlik maddeleri, organik kozmetik ürünleri gibi başlıklar oluştu.

Ülkemizde organik tarım ilk kez Ege Bölgesi’nde, sınırlı sayıda ki üzüm üreticisine, Avrupalı organik tarım şirketlerinin temsilcileri tarafından anlatılmıştır ve Avrupa’dan gelen talep doğrultusunda çeşitlenmiştir. Kuru incir, çekirdeksiz üzüm, zeytinyağı, domates, sebze konserveleri, dondurulmuş sebze ve meyve, un, makarna, ekmek, bisküvi, sert kabuklu meyveler, konfeksiyon ve tekstil, aromalı baharatlar, baklagiller, anason organik olarak üretilmektedir. Türkiye, organik tarım için çok uygun ekolojik şartlara sahip. Umuyorum ki bu verimli topraklar, bir gün hakettiği değeri görecek ve dünya organik pazarının üst sıralarına çıkacağız 🙂

Eğer organik tarım yapma planlarınız varsa, öncelikle bunu hangi ölçekte yapmak istediğinize karar verip, sonrasında da organik tarım yapan çiftlikleri dolaşabilirsiniz. Hatta bazı çiftliklerde gönüllü olarak çalışmalara katılıp tecrübe etme şansınızda var. Organik tarım önemli etik değerler üzerine kurulu bir sistem. Bu nedenle, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilen,  sertifikasyon kuruluşları, üretimin başından sonuna kadar, toprak, yaprak, su ve ürün analizleri yapmakta. Organik tarıma başlamadan evvel, sertifikasyon şirketi, tarım yapacağınız bölgeyi çok detaylı ve ciddi bir şekilde inceleyip, arazi hakkında size hertürlü bilgiyi sorabiliyor. Organik tarım, felsefesi olan bir tarım şekli olduğu için öncelikle bu işe soyunan girişimcilerin etik kurallar dışına çıkmamayı ilke edinmesi gerekiyor.

Ekolojik tarımın çıkış noktası, önemi, üretimi dedik de; peki biz tüketiciler, aldığımız ürünün gerçekten organik olup olmadığını nasıl anlayacağız? Organik ve doğal ürün aynı mıdır? Organik ürünlere en kolay nasıl ulaşırız?

Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki; organik ve doğal aynı anlama gelmiyor. Bir ürünün doğal yoldan yetişmiş olması onu organik yapmıyor. Zaten yazımın şuana kadar ki bölümünü okumuş olduğunuz için siz de bunu fark etmiş olmalısınız 🙂 Bir ürünün organik olup olmadığını anlamanız aslında çok kolay. Ürünün ambalajı üstünde aşağıdaki logolardan birini görüyorsanız, gönül rahatlığı ile alabilirsiniz 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı yazınız